Merhabalar,
Bu hafta sonu çok mutlu olduğum bir düğüne gittim.
Cumartesi günü aynı anda üç ayrı yerde olmalıydım. Üçü de benim için gerçekten önemliydi,
Üçünün de tarih ve saati çakışmıştı. Üçünün de tarihi kendi şartları içinde oluşmuştu. Kader ağlarını ilmek ilmek örmüş ve beni üç önemli seçenekten birisini seçmeye mecbur bırakmıştı.
Ya Köyde yapılacak olan “Akçay Köyü Cami Yaptırma Derneği Olağan Kongresi için Akçay Köyünde, ya Eğitimciler Birliği Sendikasının düzenlemiş olduğu şuura toplantısı için Giresun’da, ya da çok sevdiğim ve 2003 yılında Doğankent Lisesinden mezun ederek üniversiteye gönderdiğimiz 3 değerli öğrencimden birisi olan Şuayp ÇAKAR’ın düğününe katılmak üzere Doğankent Kozköy’de olmalıydım.
Dernek faaliyeti zaten rutin bir faaliyet idi ve bensiz de yapılabilirdi. Onu gündemimden çıkardım ve böylece seçenekleri ikiye düşürdüm. Sendikanın düzenlediği şuura toplantısı için Cuma günü akşamdan 10-12 arkadaş bir araya gelmiş ve görüşlerimizi bir rapor haline getirmiştik zaten. O rapolarda bu gün toplantıda okunacaktı. Öyleyse buradan da yırtabilirdim.
Benim için oldukça zor bir seçim olsa da Eşim Gülsen hanımla birlikte Cumartesi sabah 09:00′da, 1997 model Doğanla çıktık yola. Giresun Çağrı Kolejinde arkadaşlarla buluşarak durumu anlattım. Okul Yöneticileri komisyonuna kısa süreliğine katılarak görüşlerimi özetlemeye gayret ettim. Toplanan komisyona beni başkan olarak atamışlardı. O işi de, Ömer beye devrettikten sonra müsaade isteyerek ayrıldık.
Giresundan ayrılır ayrılmaz, 2000-2004 yılları arasında Doğankent Lisesinde beraber görev yaptığımız Matematik Öğretmeni arkadaşım Ertekin BÜLBÜL beyi de aradım. Düğüne onunda gideceğini bildiğim için Tireboluda buluştuk.
Benim arabayı Ertekin Beyin evinin önüne bıraktıktan sonra onun Reno 19 ile Doğankent’e hareket ettik. Tabi yanımızda Ertekin Beyin Eşi Halime Hanım ve oğulları Furkan ile Mehmet Akif de vardı.
Hanımları ve çocukları Doğankent merkeze bıraktıktran sonra Kozköy’e geldik.
Düğün çoktan başlamıştı. Bizi önce sevgili öğrencimiz Halil KABADAYI karşıladı. Sonra bazı tanıdıklar. Gelin-Damat köşesinde oturan Şuayp ve Pınar kızımız bizi görünce adeta koşarak yanımıza gelerek hoşladılar. Kendilerine hayırlı-uğurlu olsun dileklerimizi beyan ettikten sonra onları yerlerine uğurladık.
Halil ile Şuayp’ın ortak arkadaşlarından 4 pırlanta gibi delikanlı daha gelmişti düğüne. Onlarla tanıştık, hoşlaştık ve ayak üstü biraz sohbet ettikten sonra, düğün organizatörlerinin beni anons etmesiyle mikrofonun başına geçtim.
Selamlama ve iyi dilek ve temenni girizgahından sonra, her zaman anlattığım ve bir kez daha, hem de kendi köylülerine Şuayp ve Halil’i anlatma şansını yakalamıştım.
Yıl 2000. Aylardan Mayıs. Giresun Doğankent Lisesinde okul müdürü olarak göreve başlamıştım.
Doğankent hiç te yabancısı olmadığım, 1995-1998 yılları arasında Gümüşhane Kürtün Lisesinde müdür olarak çalışırken sık sık geçtiğim, geçerken enfes kokulu çaylarından içtiğim, tadına doyamadığım kuru fasulyesinden zevkle yediğim küçücük bir ilçeydi.
Gümüşhane Kürtün Lisesinde müdürlükten istifa ederek memleket hasretiyle Giresun iline öğretmen olarak tayin istemiştim. Bulancak Aydındere ilköğretim okuluna öğretmen olarak atamam yapılmıştı. Aydındere çok uzak ve yolu çok kötü bir beldeydi. Günde dört saat dört teker üzerinde kalıyorduk. Öğrencilerimize gerçek anlamda verimli olamıyor, yolda izde çok yoruluyorduk. Köyde kiralanacak bir tane bile uygun ev bulunmamaktaydı. Bu durumda 2 yıl dayanabildi. İkinci yılın ikinci döneminde Bakanlık asaleten müdürlük yaparak herhangi bir sebeple müdürlükten ayrılanları göreve çağırıyordu.
Kader programını yapmış, bizlere Doğankent Lisesi yolu gözükmüştü. Yaptığım araştırmaya göre en uygun okul Doğankent Lisesi idi. Tirebolu Lisesi ve Güce Lisesi seçeneklerini her nedense kabul etmedim ve Doğankent Lisesine karar vererek dilekçemi doldurdum.
Nihayet kararnamem geldi ve 18 Mayıs 2000 tarihinde Doğankent Lisesinde okul müdürü olarak göreve başladım. 19 Mayıs Bayramından sonra ilk intibaalarımı aldım.
Doğankent’in ilginç bir kültürü vardır. Orada hayat herkes için gece 11-12′ye kadar sokakta ve çay ocaklarında devam eder. Huzur ve sükunet hakimdir sokaklarına. Çay ocaklarında günlük gazeteler mevcuttur, bir taraftan sohbet arası çaylar yudumlanırken, bir taraftan da gazeteler okunur yorumlar yapılır.
Tabi, öğretmenlerin olduğu yerde eğitim sorunları da masaya mutlaka yatırılırdı.
Bir gün bir çayhanede sohbet ederken emekli bir devlet memuru bey efendinin şu sözüyle irkildim. Hocam, Doğankent Lisesinden çoban bile yetişmez.” Deyim yerinde ise beynimden vurulmuşa döndüm. Birden kızgınlıkla karamsarlık arasında müthiş bir haleti ruhuye içine girdim.
Aman Allah’ım, ben ne yapmıştım. Gerçekten bu lise bu kadar berbat bir yer miydi? Bu cümlenin içeriğinde neler yatıyordu? Adam boş bir adama benzemiyordu. Uzun süre devlet kademelerinde çalışmış, ülkeyi karış karış gezmiş, diksiyonu çok güzel, anıları ve örnekleri diri ve anlamlıydı.
Adama hiç bir şey diyemediğimi hatırlıyorum. Kendi karamsarlığımla yığılıp kalmıştım adeta. Acaba hata mı yapmıştım. Daha henüz eşimi ve çocuklarımı getirmemiştim Doğankent’e. Zaten eşim razı değildi. Çocuklarım okullarından ayrılacaklar ve yeni bir okula gideceklerdi.
Evet evet, ben hata yapmıştım. Hiç bir gelecek vaad etmeyen, halkının hiç bir beklenti taşımadığı ve herkes tarafından ……..(arkası yarın)